selçuk
Benim dünyam bu; Ne görülür, ne de duyulur. Yalnızca okunur..
22 Mart 2013 Cuma
Uyanış!
Doğan Cüceloğlu'nun eğitimindeki katılımcılarla
bir konuşmasından:
Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar,
aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?
Bir katılımcı: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarıyla yok.
Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların,
yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?
Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: Ölüm!
Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?
Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır...
Cüceloğlu: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?
Katılımcılar: Hayır
Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?
Bir katılımcı: Var.
Cüceloğlu: Yarın?
Bir katılımcı: Evet.
Cüceloğlu: 30 yıl sonra?
Bir katılımcı: Olabilir.
Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?
Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.
Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?
Bir katılımcı: Yoktur Hocam.
Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?
Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.
Bir katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?
Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
Bir katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.
Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir "Seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?
Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.
Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı?
BUNA ZAMANIMIZ GERÇEKTEN KALDI MI?
30 Mayıs 2012 Çarşamba
Hedef
Hayatta ulaşacağım nokta bir gün uyuyıp bir daha uyanmamak. Uyma kısmını gerçekleştirebiliyorumda uyanmama kısmı daha beta aşamasında. Süreyi uzatmaya çalışıyorum..
18 Mart 2012 Pazar
Gerçekler!
İnsanların bazı şeyleri idrak edebilmeleri için kendizi parçalamayın. Bırakın ne hali varsa görsün. Kendini düşünmeyeni ondan fazla düşünmek te bir o kadar saçma ve gereksiz. İnsanların yalan söylediklerinde parayı güneşe tuttuğumuzda sahte olup olmadığını anladığımız gibi gösteren bir şey de olsa keşke. Şüphesiz bir insani iliğine kadar kurutan tek sey şüphedir. Gerçekler de acıdır. Dün gibi, bugün gibi..
14 Mart 2012 Çarşamba
Kötüyüm ben kötüyüm kötüyüm..
Kötüyüm bende. Hem kötüler iyidir, üstünde çok düşünülür. Bir çok iyi vardır ama bir tane çok kötü vardır. O yüzdendir kötüleri sevmelerim..
12 Şubat 2012 Pazar
Delice mi dedi biri
Burada geçirdiğim son bikaç! günden sonra...
uzun zamandan beri ilk defa hayatımda yapmak istediğim şeyler için heyecen duyuyorum
Nasıl hissediyorum
Şey gibi...
Başa çıkabilecekmişim gibi.
Bisiklet sürmekle, yemek yemekle, içmekle, sohbet etmekle.
Metroya binmekle, okumakla, harita okumakla.
Harita çizmekle, resim yapmakla.
İşe başvurmamakla.
Babama bunu dert etmemesini söylemekle.
Anneme sarılmakla.
Kardeşimi öpmekle.
Babamı öpmekle.
Kızlarla öpüşmekle.
Daha fazla öpüşmekle.
Onlarla pikniğe çıkmakla.
Onlarla sinemaya gitmekle.
Canlarımla sinemaya gitmekle.
Sevgilim'le sinemaya gitmekle.
Ooo tabi konserlere gitmekle de.
Parti vermekle.
İnsanlara hikâyemi anlatmakla.
Gönüllü çalışmakla.
Yardım etmekle;
Sizin gibilerine.
Ve benim gibilere.
Daha fazla çizmekle.
İnsanları çizmekle.
Çıplak insanları çizmekle.
Kız arkadaşımı çıplak çizmekle.
Koşmakla, gezmekle, yüzmekle, zıplamakla.
İçmekle, içmekle ve daha fazla içmekle...
Biliyorum biraz delice ama.
Zıplamakla.
Nefes almakla.
Ve yaşamakla.
by Selçuk Oktay on Saturday, January 21, 2012 at 1:51p
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
